İnsanın Hikayesini Anlatmak!
"Hikâyeleri
anlatanlar toplumu yönetir."
Platon
Kendi hikayesini anlatırken
mağara temsilini kullanır Platon. Kademe kademe işlediği o dar dünya sadece
basit antik bir anlatıdan ziyade insan için aktarıla gelen görüntünün en
metaforik tariflerinden birisidir. Bundan mütevellit olmalı ki üstte zikredilen
ifadeyi serdetmiş olsun. Çünkü anlatmak zihinlerin oyunu; zihinler ise beden
için kaptan hükmündedir. Evet bu ibarelerden anlıyoruz ki her anlatı/hikâye/kurgu
her yaşam için bir yön ya da rol tayinindir. Bu nedenle de hikâye de olay
örgüsü kimin ilmekleri ile dolanmışsa onun resmini ancak verebilir. Lakin
hikayeler hiçbir zaman tek kurgudan oluşmaz ya da anlatılar her zaman istendiği
gibi ilerlememiştir.
Ve nitekim her hikâye de mutlu
sonla bitmiyordu. Bazıları o güzel aşkları sürdüremiyor bazıları yaptığı işin
sonunu göremiyordu. Hayatta bulunan için yaşam, kendisini çözmeye çalışmanın ne
kadar trajikomik olduğunu her seferinde insanın o unutkan zihnine mükerreren
hatırlatsa da nafile oluyor ve sanki beşer için ömür tam olarak bunu ihtiva
ediyordu. Belki göklerdeki yıldızlar ve yerdeki her bir zerrecikler kadar sözcükler
onu/ömrü kavrayabilmek için serdedilse bile yaşam, kendi çeperinin içinde
bulunanlara bu çözümlemeyi mümkün kılmıyordu. İşte hayat için söylenen her
anlamlı sözcük bu duvara defalarca çarpmış ve o çarpma ile belki o çemberi
keşfetse bile akabinde o kemeri aşamamış ama katlanarak daha da bir inatla
tekrar kendisini vurmuştur. Çünkü içeride olan için dış dünya tamamıyla bir muamma
olmuş ve hayat bu muamma için en ideal mağaranın mümessili konumuna
yerleşmiştir. Dolayısıyla her bir kelime kendisinin oluşturduğu hacim kadar
ancak yeri tutmuş olmalı ki hepsi, tüm anlamlı kelimeler bir araya gelse ancak
o kavisi yakalamak mümkün gözükmektedir. Burada insanın çabası kendi başına
olduğu müddetçe bulunduğu yeri kazmış ve tabiri caizse kendi kendisine mezar
hazırlamıştır. Nihayetinde bir tümel olarak toplum olmak adına her bir fert aynı
mefkureye sahip olmuş ve hep bir ağızdan o müziği çığırmış olsalardı umuluyor
ki şimdi o çeper bulunmuş ve hayat tüm damarları ile ötesine geçmek için kapı
hükmünü tam manası ile ittihaz edilmiş olurdu. Her bir birey bu bağlamda
açılmış her bir damar ile hayatın içinden; kendisini sınırlayan daireyi, insani
varlığını anlamlandırmak ve o çeperi inşa, ikame ve ihya eden sınırsız varlık
kaynağına müracaat etmek istemiyle dolaşımı böylelikle ancak elde
edebilecektir. O hatt-ı münhaniye ithafen söylenen her sav/söz karşılık bulacak
ve insan artık değer kaydını o savaş/cihat ile oluşturacaktır. Böylelikle
her ifade kendi için ayrılan yeri doldurmuş ve bir bakıma ötelere giden yolun
kaldırım taşları rağmına veya yükseklere ulaşmak için birer basamak yerine
geçmiştirler. Evet ilk cümle de zikredilen hikâye de bu anıların her
birisi ile anlamlı olmak şartı dahilinde bir tümce oluştuğu kadarıyla hikâye,
gerçek ve mutlu olarak bitebilecektir. Aksi takdirde ne gerçeklik kaygısı
giderilebilir ne de Farabi ya da Platon misali o mutluluk elde edilebilirdir.
Not I: Yukarıda ki yazım Ahlâf dergimizin "Ağustos 2022" sayısında yayınlanmıştır.
Tebrikler çok güzel bir yazı olmuş.
YanıtlaSilTeşekkür ederim sağ olun.
Sil